Pazar, Şubat 25, 2007
Cumartesi, Şubat 24, 2007
denge
O kadar mutluyum ki olmadığınız için, boşluğun kendimi bu kadar iyi hissettirebileceğini düşünmezdim hiç. Her şey çok garip, ama çok güzel. Hem istemediğim yerde, hem de aslında tam istediğim noktada. Dengede. Dengedeyim. Dengeliyim.
yür
Toplum dayanışması ve ruhu yok diyenleri metroya davet ediyorum. Metroyu kullananlar bilirler, hiçbir yerde yazmayan, levhası falan da bulunmayan yürüyen merdivenlerde yürüme ve durma adabı vardır.
Şimdi siz gidin yürüyen merdivenlerdeyken sol tarafta dikilin. Hele bi dikilin. Toplum denilen o manyak kitle, "vay efendim niye duruyorsun"dan tutun "yolu tıkıyorsun" a kadar sürüyle laf edecektir.
Ey ahali, yürüyen merdivenlerde dikilinir; yürünmez(!) çünkü zaten merdiven yürür. Senin görevin çevreye avare avare bakmaktır.
Ama bütün bunlara rağmen o manyak topluma uyuyorsunuz. Hatta sol tarafta duranlara "yolu kesme be" diye bağırıyorsunuz. Bunu da geçtim artık alışveriş merkezlerinde solda duran insanlara kızmaya başlıyorum ben. Nasıl bir bilinçtir bu.
Şimdi siz gidin yürüyen merdivenlerdeyken sol tarafta dikilin. Hele bi dikilin. Toplum denilen o manyak kitle, "vay efendim niye duruyorsun"dan tutun "yolu tıkıyorsun" a kadar sürüyle laf edecektir.
Ey ahali, yürüyen merdivenlerde dikilinir; yürünmez(!) çünkü zaten merdiven yürür. Senin görevin çevreye avare avare bakmaktır.
Ama bütün bunlara rağmen o manyak topluma uyuyorsunuz. Hatta sol tarafta duranlara "yolu kesme be" diye bağırıyorsunuz. Bunu da geçtim artık alışveriş merkezlerinde solda duran insanlara kızmaya başlıyorum ben. Nasıl bir bilinçtir bu.
Perşembe, Şubat 22, 2007
istemezdim
Gerçekten böyle olmasını istemezdim, dün seni anlatırken fark ettim. Gitmeni, gitmemi istemezdim. Sen gittin ama ben kaldım. Sen beni "yok" ettin, üzerimden atladın; bense senin üzerine yaşadım her şeyi. Şimdi ben senden daha mutluyum, sen benim mutluluğumla mutlu ol, önceleri, benim yaptığım gibi.
Pazartesi, Şubat 19, 2007
Cumartesi, Şubat 17, 2007
Benim küçük sevgilim
Afm'de sinemaya gireceğim, bir müzik çalıyor o kadar çok paatos'a benziyor ki koştura koştura gidip, "bu paatos mu?"diyorum, "hayır Mor ve Ötesi" cevabıyla karşılaşıyorum. Gerçekten de "Benim küçük sevgilim" şarkısının son kısımları özellikle o kadar paatos havasında ki... İşte tam oldu diyorum, söz müzik bir arada.
selena
Atv'de yayınlanan "Selena" dizisine lütfen bir bakın. Allah'ım dünya bilim kurgu ve fantastik filmlerde ilerleyedursun, Harry Potter'lar falan yapılsın, biz geriye doğru gidiyoruz. O ne dandik dizidir. Diyaloglar, efektler... Dizideki kötü adam Cem Yılmaz'a benziyor. Sonra bir tane Almanya'da prim yapan gruplardan olan böyle ismail Yk gibi giyinen adamlar var, o kötü adam da onlara benziyor.
do not
1) Erkekler dans etmesin, en son dün gece arkadaşıma "Böyle dans eden bir adamla yatar mısın?" dediğimi hatırlıyorum. Tiksiniyoruz sizden.
2) Lütfen makul kadınlara asılın cilve yapan, işve yapan ne bileyim göt açan...
3) Eğer bir kız sizle konuşmuyorsa, dans etmeyip oturuyorsa, gülümsemiyorsa bu "bana bakın beni keşfedin" demek değil, "gidin başımdan" demektir.
4) Lütfen ve lütfen, "neden bu kadar sessizsin? Yorgun musun?" gibi cümlelerle yaklaşmayın.
Kendime not: restauranta cafeye oturmaya gitmediğin sürece topuklu ayakkabı giyme.
2) Lütfen makul kadınlara asılın cilve yapan, işve yapan ne bileyim göt açan...
3) Eğer bir kız sizle konuşmuyorsa, dans etmeyip oturuyorsa, gülümsemiyorsa bu "bana bakın beni keşfedin" demek değil, "gidin başımdan" demektir.
4) Lütfen ve lütfen, "neden bu kadar sessizsin? Yorgun musun?" gibi cümlelerle yaklaşmayın.
Kendime not: restauranta cafeye oturmaya gitmediğin sürece topuklu ayakkabı giyme.
Salı, Şubat 13, 2007
Onurrrr
Ailece, hatta ülkece Onur Bey'e aşığız, bitiyoruz hastasıyız. Hatta bence Türk erkeği imajını Onur Bey temsil etmeli. O kadar Onur Onur diye kafayı yemiş durumdayım. Patlak gözlerini beğeniyorum, kel saçlarını okşamak istiyorum. Öyle ki kendisi yani Halit Ergenç yengemin öz be öz kuzeni olmasına rağmen, sırf hayalimdeki Onur Bey imajını çizecek diye tanışmak istemiyorum. Ağırlık, zenginlik, mütevazilik, kariyer, korumacılık, sahiplenme, şefkat, mantık, aşk, devrik cümleler, bayık bakışlar... her yönden güçlü erkekim o benim.
"onurcum çok karizma canım zengin erkek güçlü oluyor zaten Somcum
gariban olsa onur bey
ama
o zaman da
mahallenin delikanlısı olur
onda para olmasa da olur yani hahahahahahyttt"
"onurcum çok karizma canım zengin erkek güçlü oluyor zaten Somcum
gariban olsa onur bey
ama
o zaman da
mahallenin delikanlısı olur
onda para olmasa da olur yani hahahahahahyttt"
Pazartesi, Şubat 12, 2007
my legal aliens
Zifir içerken "my legal aliens" diye seslenesim geldi birden. Kaybetmeyi istediğim "s"lerim çoğaldı, toplayamadım. Toplayamıyorsam göndereyim dedim kendine sarılı bir ip edasıyla sedasına, 3s derim başka bir şey demem, anladın sen anladın.
ne yaptın asuman?
Daha da korkarım ki, Mirkelam'ı istiyorum. "Naaptın Asuman?" mimiği yapsın karşımda, ben ona kıyamayayım...
cuma
Cuma gelsin diye bekledim. Yanında da sıcak okulumun soğuk üst katında derse girdim. Aklıma sen gelmedin.
Pazar, Şubat 11, 2007
Asuman-Pansuman
Mirkelam'ın yeni şarkısı Asuman'ı çok beğendim. Şarkı çok eğlenceli, klip çok iyi. Klipteki Mirkelam mimikleri ve bakışları çok çok daha iyi, tebrik ettim kendisini.
Cuma, Şubat 09, 2007
gelecek
Geleceği bilme imkanının kullara verilmemesi isabet olmuş. Kullar, kulun kullanmayı bilemiyor. Üzüleceğini bile bile gidiyor.
Perşembe, Şubat 08, 2007
tahirim
Som…?
Somgerçekten orda mısın?
Bak laf olsun diye sormuyorum…
Gerçekliğini soruyorum…
Düşünmeye başladı yine …
Belki farkındasındır uzun zamandır düşünmeyişimin
İncindiğimin
Yine Burcu’nun kararlarından biri bu…
Kaçırıyorum bedenimi,acılardan
Ve ruhumu…
Bir ruh yapmaya çabalıyorum kendimi
Evet artık olgunlaştı,istediğim kıvama geldi hamurum ,meyvamı da alabilirim diyorum
Oysa atlamışım basamağı neye güvenerek bilmiyorum ama
Koşarak çıkmışım
Hamur…
Hamuru nasıl yaparsan yap sıktığın an parmaklarının arasında büzüş büzüş olurmuş,eskisinden daha çirkin…
Şekil verdikten sonra kızartmayı beceremedim ben
Neyse halimi bir kenara bırakalım
Ne kadar “Hayır,bu defa inceliklere bakmayacağım yeter!” desem de hala bakıyormuşum!
Yazılarına baktım bugün hepsini tek tek okudum
Uzundur senin çizgilerine ortaklık edecek bir yanım olmamış.Üzüldüm…
Öyle kötü oldum ki birden gözlerim şişti tuzlu sularla, ,mongollaştım (annenin dediği gibi tam da) biletim yok beni de alsana içine.Yan yana olamadığımız her dakika için kustum ve biliyor musun o gün kaktüste benim de tattığım nargileden daha iğrençti bu!Çekmedim çünkü içimden çıkardım sadece…Nefesim kesildi birden bembeyaz oldum,ölü misali…
Fareden banane! Griymiş,daha griymiş veya ne fark eder… Ben bembeyazdım…
Merhemin olamadım
Mahreme ait her şeyini örtemedim
Neyleyim ben böyle “mahremmerhem”i
Orada,sende olmayışım canımı acıttı,çok çok…
TAHİR’İN…
08.02.07
16.57
Somgerçekten orda mısın?
Bak laf olsun diye sormuyorum…
Gerçekliğini soruyorum…
Düşünmeye başladı yine …
Belki farkındasındır uzun zamandır düşünmeyişimin
İncindiğimin
Yine Burcu’nun kararlarından biri bu…
Kaçırıyorum bedenimi,acılardan
Ve ruhumu…
Bir ruh yapmaya çabalıyorum kendimi
Evet artık olgunlaştı,istediğim kıvama geldi hamurum ,meyvamı da alabilirim diyorum
Oysa atlamışım basamağı neye güvenerek bilmiyorum ama
Koşarak çıkmışım
Hamur…
Hamuru nasıl yaparsan yap sıktığın an parmaklarının arasında büzüş büzüş olurmuş,eskisinden daha çirkin…
Şekil verdikten sonra kızartmayı beceremedim ben
Neyse halimi bir kenara bırakalım
Ne kadar “Hayır,bu defa inceliklere bakmayacağım yeter!” desem de hala bakıyormuşum!
Yazılarına baktım bugün hepsini tek tek okudum
Uzundur senin çizgilerine ortaklık edecek bir yanım olmamış.Üzüldüm…
Öyle kötü oldum ki birden gözlerim şişti tuzlu sularla, ,mongollaştım (annenin dediği gibi tam da) biletim yok beni de alsana içine.Yan yana olamadığımız her dakika için kustum ve biliyor musun o gün kaktüste benim de tattığım nargileden daha iğrençti bu!Çekmedim çünkü içimden çıkardım sadece…Nefesim kesildi birden bembeyaz oldum,ölü misali…
Fareden banane! Griymiş,daha griymiş veya ne fark eder… Ben bembeyazdım…
Merhemin olamadım
Mahreme ait her şeyini örtemedim
Neyleyim ben böyle “mahremmerhem”i
Orada,sende olmayışım canımı acıttı,çok çok…
TAHİR’İN…
08.02.07
16.57
Pazartesi, Şubat 05, 2007
size iki sorum var
A sevgili dostlarım, siz hiç toprağına kusulmuş tütünden elde edilen bir nargile içtiniz mi? Ben ve acar yazarınızın arkadaşları sizin için denedi:
“Tilkinin dönüp dolaştığı yer” olarak da nitelendirdiğimiz, Bakırköy’deki Kaktüs Cafe’de hem de bugün…
Tilkinin dönüp dolaştığı yer tanımlamasından da anlayacağınız gibi Bakırköy’deyken mutlaka uğrak yerimiz olan Kaktüs’de önce kavunlu nargile söylendi saat 3 sularında. “Haydi bismillah” diye elime almama rağmen, geriden gelen kusmuk tadı kendini çok geçmeden göstermişti. Ama o anda isimlendirmemiştim ki zaten kusmuk kelimesine bir antipatim vardır.
“Bakar mısınız?”dedim, “nargilede sorun var”. “Kusmuk tadı var” demedim tabi, sanırım uzun süredir kusmadığımdan kusmuk tadını alamamıştım o anda.
Yazının daha da iğrençleşeceğinden korkanlar lütfen okumasınlar çünkü iğrençleşecek.
Neyse, marpucu değiştirttim olmadı. Hayda…Tütün de sorun vardır dedim; gitti geldi olmadı. O sırada kusmuk teşhisini koyan Bahar geldi.
“Ne bu böyle kusmuklu nargile mi?”
“Ay hayır şekerim,” dedim “kavun aroması var almıyor musun?”
Gitti nargile yine geldi. Bu sefer elmalı…
Allah’ım kusmuklu kavundan sonra bir de kusmuklu elma tadacağımı düşünmezdim. Zaten berbat bir moddaydım, bu nargile işi iyice yüzümü düşürdü o anda.
Garsonu çağırdık, olmuyor olmuyor!!! “Ya,” diyorum her zaman geliyorum “ne yaptınız buna tütününü falan mı değiştirdiniz?” “Hayır” diyor.
Sonra işletmenin sahibi falan geldi, uğraştı, “eyvallah oldu” dedik ama sırf adamı kırmamak için. İçmedim tabi nargileyi. Bahar aldı arada iki kusmuk çekti, öyle… Ay biliyorum çok iğrenç ama nargile de en az kusmuk kelimesi kadar iğrençti.
Midem kalktı artık yeter, ulan bu kadarı da olmaz diyenler lütfen okuyup bana küfretmesin çünkü devam edeceğim.
Şimdi nargile krizi bitti. Seda kıyafet tarif ediyor. Ama tarif ederken şöyle bir cümle kuruyor:
“Hani ben beğeniyorum ya gri, fare ölüsü grisi.” İrkiliyorum. Tamam kusmuk demiş olabilirim bir sayfa boyunca ama bir rengi daha kötü ve iğrenç tanımlayamazdı insan.
“O ne biçim tanım be!” diyorum. Sonra gülmeye başlıyorum. Kendimce baya bir güldükten sonra, sedaya diyorum ki; “ Ne yani ölünce farenin rengi mi değişiyor, fare ölüsü rengi diyorsun.” Biz gülerken, seda gayet ciddi: “Evet diyor, insan ölünce nasıl beyazlaşıyorsa farenin de rengi ölünce değişiyor.”
Şimdi iki sorum var
1) Kusmuk aromalı nargile içtiniz mi?
2) Fareler ölünce renk değiştirir mi?
“Tilkinin dönüp dolaştığı yer” olarak da nitelendirdiğimiz, Bakırköy’deki Kaktüs Cafe’de hem de bugün…
Tilkinin dönüp dolaştığı yer tanımlamasından da anlayacağınız gibi Bakırköy’deyken mutlaka uğrak yerimiz olan Kaktüs’de önce kavunlu nargile söylendi saat 3 sularında. “Haydi bismillah” diye elime almama rağmen, geriden gelen kusmuk tadı kendini çok geçmeden göstermişti. Ama o anda isimlendirmemiştim ki zaten kusmuk kelimesine bir antipatim vardır.
“Bakar mısınız?”dedim, “nargilede sorun var”. “Kusmuk tadı var” demedim tabi, sanırım uzun süredir kusmadığımdan kusmuk tadını alamamıştım o anda.
Yazının daha da iğrençleşeceğinden korkanlar lütfen okumasınlar çünkü iğrençleşecek.
Neyse, marpucu değiştirttim olmadı. Hayda…Tütün de sorun vardır dedim; gitti geldi olmadı. O sırada kusmuk teşhisini koyan Bahar geldi.
“Ne bu böyle kusmuklu nargile mi?”
“Ay hayır şekerim,” dedim “kavun aroması var almıyor musun?”
Gitti nargile yine geldi. Bu sefer elmalı…
Allah’ım kusmuklu kavundan sonra bir de kusmuklu elma tadacağımı düşünmezdim. Zaten berbat bir moddaydım, bu nargile işi iyice yüzümü düşürdü o anda.
Garsonu çağırdık, olmuyor olmuyor!!! “Ya,” diyorum her zaman geliyorum “ne yaptınız buna tütününü falan mı değiştirdiniz?” “Hayır” diyor.
Sonra işletmenin sahibi falan geldi, uğraştı, “eyvallah oldu” dedik ama sırf adamı kırmamak için. İçmedim tabi nargileyi. Bahar aldı arada iki kusmuk çekti, öyle… Ay biliyorum çok iğrenç ama nargile de en az kusmuk kelimesi kadar iğrençti.
Midem kalktı artık yeter, ulan bu kadarı da olmaz diyenler lütfen okuyup bana küfretmesin çünkü devam edeceğim.
Şimdi nargile krizi bitti. Seda kıyafet tarif ediyor. Ama tarif ederken şöyle bir cümle kuruyor:
“Hani ben beğeniyorum ya gri, fare ölüsü grisi.” İrkiliyorum. Tamam kusmuk demiş olabilirim bir sayfa boyunca ama bir rengi daha kötü ve iğrenç tanımlayamazdı insan.
“O ne biçim tanım be!” diyorum. Sonra gülmeye başlıyorum. Kendimce baya bir güldükten sonra, sedaya diyorum ki; “ Ne yani ölünce farenin rengi mi değişiyor, fare ölüsü rengi diyorsun.” Biz gülerken, seda gayet ciddi: “Evet diyor, insan ölünce nasıl beyazlaşıyorsa farenin de rengi ölünce değişiyor.”
Şimdi iki sorum var
1) Kusmuk aromalı nargile içtiniz mi?
2) Fareler ölünce renk değiştirir mi?
Pazar, Şubat 04, 2007
hakan
Haberturk'de cumartesi ve pazar günleri Oylum Talu ve Hakan Çelik var. İkisi de birbirinden bilmiş, ikisi de birbirinden uyuz. Kültürlü insanları severim hele erkeklere bayılırım ama "ben biliyorum" diye bu kadar satmaz ki insan. Hakan Çelik istemeye gelse beni, kafasına indiriveririm cezveyi. Zaten istemeye gelmez beni, izleyici kitlesi içindeki ufak bir kitleyim ben, kanser ediyor beni.
Cumartesi, Şubat 03, 2007
neye içiyoruz?
-Neye içiyoruz?
-Sen söyle!
-Acılara ve sancılara!
-O taktirde, yolculara ve hancılara!
-Dertli kemancılara!
-:) Gerçekçilere ve yalancılara!
-Eczacılara ve tarımcılara!
-Hayda! O zaman sırf uyak olsun diye yorgancılara!
-Peki, tarihçilere ve masalcılara.
-İktidardakilere ve ... Arap bacılara!
-Masumlara ve günahkarlara!
-Keşke daha az uyaklı bir şeylere içebilseydik!:) Sabahçılara ve akşamcılara!
-Yakınlara ve uzaklara!
-Uçtakilere ve mazbutlara!
-Canlara ve yabancılara
-İçelim
-İçelim güzelleşelim.
-Yok güzelleşmeyelim yalnızca içelim.
-Sen söyle!
-Acılara ve sancılara!
-O taktirde, yolculara ve hancılara!
-Dertli kemancılara!
-:) Gerçekçilere ve yalancılara!
-Eczacılara ve tarımcılara!
-Hayda! O zaman sırf uyak olsun diye yorgancılara!
-Peki, tarihçilere ve masalcılara.
-İktidardakilere ve ... Arap bacılara!
-Masumlara ve günahkarlara!
-Keşke daha az uyaklı bir şeylere içebilseydik!:) Sabahçılara ve akşamcılara!
-Yakınlara ve uzaklara!
-Uçtakilere ve mazbutlara!
-Canlara ve yabancılara
-İçelim
-İçelim güzelleşelim.
-Yok güzelleşmeyelim yalnızca içelim.
sen
Björk'ün joga şarkısının girişi bana seni hatırlatıyor.
En çok neye gülüyorum biliyor musun? Herhangi birilerinden bahsederken "sen" diyorum hep. Ama ortada bir sen yok. Yani sen diye bahsettiğim kişi tek değil. Hatta tek bir yazı içindeki "sen"ler bile farklı kişilere yönelik olabiliyor. Herkes kendi söylencesi üzerinden okuyor yazılanları. Öyle olsun diye öyle yazıyorum zaten. Sana yazılmış gibi gözükenin sana olmaması, karıştırmak ve "sen"i bilenin tek ben olması hoşuma gidiyor. Sen hoşuma gidiyorsun.
En çok neye gülüyorum biliyor musun? Herhangi birilerinden bahsederken "sen" diyorum hep. Ama ortada bir sen yok. Yani sen diye bahsettiğim kişi tek değil. Hatta tek bir yazı içindeki "sen"ler bile farklı kişilere yönelik olabiliyor. Herkes kendi söylencesi üzerinden okuyor yazılanları. Öyle olsun diye öyle yazıyorum zaten. Sana yazılmış gibi gözükenin sana olmaması, karıştırmak ve "sen"i bilenin tek ben olması hoşuma gidiyor. Sen hoşuma gidiyorsun.
Cuma, Şubat 02, 2007
megavizyon
Megavizyondan kitap alırken parayı ödemediğim kasadaki çocuğun bana seslenip, "buyrun size kitap ayracı vereyim kullandıkça bizi hatırlarsınız" derken firma olarak Megavizyon'u mu yoksa biz kasadaki çocukları hatırlarsınız mı demek istediğini anlamadım. Şapşal ya. Hatırladım ama bak şimdi iyi mi işe yaradı valla.
sabır
Sabır hanımım sabır.
Hüzün de geçicidir bütün duygular gibi. Yeter ki sabretmesini bil.
Hastalıklı Sacit'in karısı Rana'yım ben.
Sabır hanımım sabır
Yedi yıldır bunu dinledim erkeğimden.
Tez at sürenin düşmesi daha bir kolay olur atından.
Temkinli sür atını hanımım!
Varsıldık biz. Hem maldan hem dölden yana. Yedi çocuğumuz, üç vadi boyu arsamız vardı. Safran sarısı ekinimiz, sakız ağı koyunumuz vardı. Yitirdik hepsini.
"Sabır" dedi ya erkeğim, sabrettim!
Bedenin de yaralar açıldı Sacit'in. kurtlar kımıl kımıl gezinir adamımın içinde. Yaralarını yıkarım her gün, sararım. Sonra ırgatlığa gelirim Ateş Çiftliği’ne. “Sabır” der erkeğim, sabrederim.
Sabahlardan birinde Rana’nın yoluna bir er kişi çıktı.
Çakır gözlü bir er kişi. İçindeki dağları oynattı yerinden. Unutulmuş sözlere döndü Rana.
Can yüzlü bir er kişi. Bir pınar çıktı gönlünde Rana’nın. Suyu tatlı, üzeri buğulu, kaynağı insanda.
Saydam tenli bir er kişi. Gönlü vurmuş yüzüne.
Bakmaya doyamaz, unutmaya kıyamaz insan.
“Sabır ya Rana!”
“Seni sevdim gel gidelim buralardan” dedi.
“Sabır ya Rana”
“İstediğin yere götürürüm seni; yanımda mutlu olursun dedi. “Ya Sacit? O ne yapar terk edersem?” dedim, ama sanki kırk balta birden indirildi gönül ağacıma. Sabır ya Rana!
Sabrettim. Koynuma baktım. Kırık bir yürekle kırık bir sabır taşı kolye gördüm. Zincirin ucundaki taş çatlamıştı, ama ben dayanabilmiştim. Artık yürek değdim, göçsüzlükten kırılan bir kuştur hanımım.
Sabredince görürsün ki, hüzün de geçici sevda gibi.
Sabır aişe sabır, sabredince görürsün ki hüzün de geçici sevda gibi.
Hüzün de geçicidir bütün duygular gibi. Yeter ki sabretmesini bil.
Hastalıklı Sacit'in karısı Rana'yım ben.
Sabır hanımım sabır
Yedi yıldır bunu dinledim erkeğimden.
Tez at sürenin düşmesi daha bir kolay olur atından.
Temkinli sür atını hanımım!
Varsıldık biz. Hem maldan hem dölden yana. Yedi çocuğumuz, üç vadi boyu arsamız vardı. Safran sarısı ekinimiz, sakız ağı koyunumuz vardı. Yitirdik hepsini.
"Sabır" dedi ya erkeğim, sabrettim!
Bedenin de yaralar açıldı Sacit'in. kurtlar kımıl kımıl gezinir adamımın içinde. Yaralarını yıkarım her gün, sararım. Sonra ırgatlığa gelirim Ateş Çiftliği’ne. “Sabır” der erkeğim, sabrederim.
Sabahlardan birinde Rana’nın yoluna bir er kişi çıktı.
Çakır gözlü bir er kişi. İçindeki dağları oynattı yerinden. Unutulmuş sözlere döndü Rana.
Can yüzlü bir er kişi. Bir pınar çıktı gönlünde Rana’nın. Suyu tatlı, üzeri buğulu, kaynağı insanda.
Saydam tenli bir er kişi. Gönlü vurmuş yüzüne.
Bakmaya doyamaz, unutmaya kıyamaz insan.
“Sabır ya Rana!”
“Seni sevdim gel gidelim buralardan” dedi.
“Sabır ya Rana”
“İstediğin yere götürürüm seni; yanımda mutlu olursun dedi. “Ya Sacit? O ne yapar terk edersem?” dedim, ama sanki kırk balta birden indirildi gönül ağacıma. Sabır ya Rana!
Sabrettim. Koynuma baktım. Kırık bir yürekle kırık bir sabır taşı kolye gördüm. Zincirin ucundaki taş çatlamıştı, ama ben dayanabilmiştim. Artık yürek değdim, göçsüzlükten kırılan bir kuştur hanımım.
Sabredince görürsün ki, hüzün de geçici sevda gibi.
Sabır aişe sabır, sabredince görürsün ki hüzün de geçici sevda gibi.
