Pazar, Ekim 29, 2006

hoş-lan-mak

-Senden hoşlanıyorum.

ama hoşlanmak ne kadar eften püften bir fiil. Dandirik yarışmalarda hobilerini sıralayan bir yarışmacı ağzıyla: 'kitap okmaktan, müzik dinlemekten, sinemaya gitmekten, he bir de Som'dan hoşlanırım.'

saol be.

çiçek taş ilişkisi

İlk taşı atan ilk çiçeği verendi ya da İlk çiçeği veren ilk taşı atandı.

bir Som hikayesi

Ne var ki nasıl olduysa Som erkeklerle şansını bir kez daha deneyecek, aşka bir şans daha verecekti.
Karşı cinsle tekerrür eden başarısızlıklarının ardındaki esas sebep kitaplara duyduğu tutku ve çıktığı erkeklerden daha bilgili olmasıydı belki ama durumu daha da vahim hale getiren bir ek etken daha vardı. Birincisi Som güzel bir kızdı, fazla güzel. Orantılı vucudu, balyajının rengi tam oturmuş bir saçı, dolgun dudakları, güzel yüz hatları ve başkalarında bir kusur gibi görünebilecek ama ona kendine güvenli bir hava veren hafif toplu vücuduyla fiziksel cazibesi, zekasıyla da birleştiğinde delikanlıları ürkütüyordu. Çirkin kadınları tercih ettiklerinden ya da zekayı takdir etmediklerinden değil. Onu tam olarak nereye yerleştireceklerini bilemediklerinden. Kategorileri bulandırıyordu. Yaşıtı erkeklerin üç kategorisi vardı: okşanlar, danışmanlar ve nişanlar. Okşanlar yatmak için ölüp bittikleri kızlardı, öncelikle vücuduyla var olanlar. Danışmanlar ise, akıl danıştıkları kızlar, yani dostları; öncelikle zekalarıyla var olanlar. Nişanlar ise günün birinde evlenmeyi düşündükleri kızlardı, öncelikle iyi huylarıyla var olanlar. Som’un derdi bu üç kategoriden hepsine uyacak kadar ‘mükemmel’ olması ve bu sebepten hiçbir kategoriye uymayıp açıkta kalmasıydı.




*Uyarlama: Baba ve Piç/ Elif Şafak

aşk

modern aşk istemem, telaştan başka ne ki,
ilkel aşk isterim, aşkın en ilkel halini (yahu)...

reddedildi-n!

'Sim kartı reddedildi.' Tamam ya, bu kadar istenmediğimi belli etmeyin ama!

Cumartesi, Ekim 28, 2006

aha-hah

Hayatımın cümlesiyle karşılaştım olmaz ki bu kadar ama. Dur dur neydi? heh!
'Hormon vurgunu yemiş kadın'...
İşte bu! işte bu!!
ahahha
ahah
aha!

Başlık maşlık yok

Hayır daha ne kadar gözümde düşeceksin merak ediyorum! Ne kadar düşebilirsin ki?Ne kadar yüksekteydin ki?!
Kalıp adamısın sen. Hani bir deyim vardır 'kalıbının adamı değil' derler. Öyle değil işte, senin bir kalıbın olmadığı için, yaratmaya çalışıyorsun kendine. Bir de içine sığmayı tabi. Olmuyor güzelim olmuyor. Sen olmuyorsun. Çatlaklar oluyor. Çatlaklı da idare edemiyorsun üstelik, bir yerde tamamen kalıbı kırıyorsun.
Neden bana karşı bu kadar basitleşiyorsun? Aptalca şeyler düşünmeyecek kadar enazından bukadar akıllı olduğunu sanırdım.
O kız seni kullanıyor bir de. Kullanmış daha doğrusu. 'it's all about me' he? Yok böyle bir cümle. Hele de bir kız tarafından söyleniyorsa inan bana 'it's all about you'dur. Ve gerçekten 'it's all about you!' öptüm şekerim.

seviyorum ulan

-Anne karnın şişmiş, ne yedin?
-Aaa öyle mi!? Yanlış oturmuşumdur.

Yuh be anne:))

bok

Penceremden içeri giren süzme güneş ışığı bile yazmama engel olamadı. Bilirsin sevmem 'yayılımcı' şeyeri... Yağları, pencereden süzülen güneşi, gözüne tutulan fenerleri...Tek sevdiğim, yayılımcı kalemlerdir; sayfanın üstüne 'nokta' yaparsın, çeperini aşar beklenmedik bir şekilde. Hım nerede kalmıştım, ...penceremden süzen ışık yazmama engel olamadı ya da radyomda çalan 'unmode' bir şarkı. Dengeledim. Çünkü iyi ve duygu yüklü bir şarkı yerine sigaram var elimde. Ana-kız ilişkimizden sonra pek bir ironik!
Hiçbir şey yapamamak, eli kolu beklemek zor. Zoru severdim ben öyle değil mi? Keşke bokun nasıl hissettiğini bilip, kendimi bok gibi hissediyorum diyebilseydim. Ya da şöyle diyebilirim enazından kendimi 'sıçılmış' gibi hissediyorum.

17

Hırr, somurtkan şirin olup, '17'den nefret ediyorum' demek istiyorum.

Perşembe, Ekim 26, 2006

Teğet geçti be anne.

Bana bunları yaşattığın için nefret ediyorum senden. Öksürürken hala ağzına sigarayı tıktığın için... Nefes alamadığında bendeki nefesleri sana verememenin acizliğiyle bıraktığın için.
'Kusana kadar öksür!' lafımı gerçekmiş gibi algılayıp, bunu dün akşam doğrulattığın için. İnsan öksürürken kusar mı anne?! Yanına geldiğimde durumun ciddiyetini kavrayıp, boynundaki kolyeyi çekiştirdiğni fark ettiğimde... Anne neden bunları bana yaşatıyorsun?
Boynundaki kolyeyi çekiştiriyordun can havliyle, boğuluyordun, gözlerinden yaş gelmişti ve durmadan öksürüyordun. Başka bir şeydi o, öksürmüyordun ya da nefes alamıyordun başka bir şeydi. Babama bile kızamıyorum. Nefret edemiyorum. Bağırmaya başladığımda babam aynı hissizliğiyle kalktığında, 'babaa!' dedim, 'kalk!!' dedim, 'annem' dedim, 'boğuluyor' dedim. Sadece bakıyordu. Allah'ım sadece bakıyordu. 'Bir şey yok' dedi. 'Baba' dedim, 'lütfeen' dedim, 'bir şey yap' dedim, bağırdım. Hala öksürüyordun ve nefes alamıyordun be anne. Ayağa kalktı babam 'ne oluyor?' dedi. 'Baba bir şey yap' 'anne balkona çıkalım' diye bağırıyordum. Ablamı aramalıyım dedim. O sırada babam sana konuşuyordu: 'İçme diyorum sana şunu, kendi kendine yapıyorsun, hem kendine hem bize bunları çektiriyorsun, şimdi kendin çek' diyordu. Sen öksürüyordun. Telefona sarıldım. Elim titriyordu. Konuşamıyordum. Ablamı ararken babam geldi karşıma, 'aramayacaksın' dedi. 'Babaa' dedim. Kızgındı, hani korkutucu bir siniri olur, sesi incelir ya... 'Bak sana da birşey söylerim şimdi' dedi. Telefonu kapattım. Tartışma, kavga istemiyrdum. Sen biraz daha sakinleşmiştin. Arka odaya gittim. Ablamı cepten aradım. Allah'ım yaşatma. 'Abla' dedim. Ağlıyordum, konuşamıyordum. 'Ne oldu?' dedi. 'Annem' dedim. 'Ne var?' dedi. 'Annem' diyebiliyordu sadece. Cümlenin devamını getirmeliyim diye düşündüm, kokacak ablam da... Ne anlattığımı hatırlamıyorum bir şekilde anlattım. Eniştem gelecekti, kardeşimi istiyorum diyordun sen. Ağlıyordun. Sen gittin. Allah'ım dedim, bu an o an. Yani her gece ölmüş olduğun korkusuyla nefesini dinlerken, nefessizlikten öldüğünü görüyordum. Öksürmek için bile nefes alamıyordun anne. Şişmiştin. Kızarmıştın. Hırlıyordun. Ben bağırıyordum. Babam tepkisizdi. Hiçbir şey yapamıyordum. Önümde can çekşiyordun ya! Nasıl yaşatırsın bunu bana ya! Sen gittin işte. Ben yalnız kaldım. Furkan vardı. Babam yatmştı zaten.
Ağlıyordum. Susuyordum. Donuyordum. Sonra tekrar ağlıyordum. Hissettiğim şey soğuktu. Çok üşüyordum. Titriyordum. 'Asabı bozulmak' bu olmalıydı. Aramamın fayda getirmeyeceği insanları aradım. Bir sürü salak şeye sarıldım. Telefonda saatlerce birilerine ağlamak istiyordum. Bahar'ı aradım. Konuşamadım, niye bu kızın karşısında ağlayıp onu telaşlandırıyorum diye düşündüm, onu da kapattım. Furkan'a sarılıp yattım sonra. Sıcacıktı. Ben soğuktum, üşüyordum. Dokunmak istedim,elimin soğukluğundan uyanır diye yapamadım. Sarıldım. Düşünmüyordum. Tepkisizdim. Korkmuştum. Düşünmediğim halde gözlerim doluyordu. Dayımla geldin sonra. Her sağlık vakasından sonra olduğu gibi 35 yılını çürüttüğünü ve hakkını helal etmeyeceğini söyledin. Dramatize ettin biraz da. Babam yatıyordu. Allah'ım çok salak bir geceydi.